Sanki uzak bir yere gidecekmişsin de seni özleyecekmişim gibi


“Ne’n var senin” diyor titrek bir ses. Hep aynı ton konuşuyor bu tropik ağustos gecesinde. Susuzluktan dudakları çatlamış, boğazı düğümlü. Bakıp susuyorsun, sanki ilk harfle ağlayıverecekmişsin gibi. “Susma!” diyor, “korkuyorum. Sanki uzak bir yere gidecekmişsin de seni özleyecekmişim gibi…”
19.8.2010 2:41

Sustuğun zaman dünya duruyor, dedi.
Benim içinse, dedim anlamadığım zaman.
İkimiz de sustuk. Onun sayesinde yine..
Boğazımda kaldı. Yine kahve soğudu, yarım kaldı..
Anladım durmuyor zaman istediğim bir vakitte.

Biraz tedirgin, bir içe kapanma halindesin sanki. Dışarıda neler oluyor habersizsin. Dalıp ufka kayboluyor bakışın. Aklında eski zaman cümleleri: “Ufukta ayrılık mı var?” diyor kırılgan bir ses. “Ufuk” diyorsun, kızgın, küsmüş, “gerilerde kaldı çoktan. Geriye bakmayı sev[e]miyorum”
Alnın çizgi çizgi, aklından neler geçiyor kim bilir. Deniz gözlerinde birikiyor. Şehrin bütün ışıkları. “Hey sen, gözlerin mi dolmuş senin. Kırgın gibisin, kızmışsın belki”
Derin bir yerlerde kurduğun dünya artık kendi ekseni etrafında dönemiyor. Yıkılmış bütün duvarları kentin. Kıyamet.
Bilmediğin bir şeyler var. Öğrensen çok canın yanacak. Belki de bu sahne de geride kalmış. Öğrenmişsin ve canın çok yanıyor.
Uzun uzun susuyorsun. Güze dönüyor mevsimin. Ya da hep güzde duruyor zaten. Bütün yaprakları sararmış, dökülmüş umudun bahçelerinin.
Ayakta durmaya mecalin yok gibi. Belin bükülmüş. Hep mağrur ve dik durduğun şu boğaz kenarında ilk kez çaresiz görünüyorsun. Boğazın suları çekilse eskiden umut ettiğin o neşeli geçmişi hiç bulamayacaksın. Kurşuna dizilmiş anılarla dolu bir sandığın olacak. Kulaklarında uğuldayacak, sandığı açacaksın, şaşakalacaksın. Bütün bunları ben mi yaşadım, diye soracaksın. Yanında kimse olmayacak.
Uzun bir yolda seni yürürken gördüm..” diyorsun. “Nasıl tanıdın mı beni?” diye soruyor. “Benim kadar yorgundun ama tanıyamadım…”

Bugüne gelmeye niyetin yok. Ama çağıran sesler de var. Bir el elinden tutuyor, bir minik baş omzunu ağırlaştırıyor. Yanındalar. Gülümsüyorlar, sen gülüverince. Sen susunca, susuyorlar. Tedirgin, ürkek, elleri bağırlarında saatlerdir senin konuşmanı bekliyorlar.

Ey gafil adam, seni hiç duymayacak bir kente dalmışsın, diyor içinden bir ses. Onu da yolluyorsun derin sularına boğazın. Malihülyana muhalif bütün sesler boğuluyorlar. Boğazın suları çekilse, içinden ah’ın çıkacak. Sen yangınını hep senelerdir kimselerin göremeyeceği yerlerde boğan adam; boğazı alevler sardığı vakit hesabı senden sorulacak.

Ne’n var senin” diyor titrek bir ses. Hep aynı ton konuşuyor bu tropik ağustos gecesinde. Susuzluktan dudakları çatlamış, boğazı düğümlü. Bakıp susuyorsun, sanki ilk harfle ağlayıverecekmişsin gibi.
Susma!” diyor, “korkuyorum. Sanki uzak bir yere gidecekmişsin de seni özleyecekmişim gibi…”

1 views

Bir yorum ekleyin