BADEM AĞACI


Badem ağaçları çiçeklerini açtılar. Cemreler art arda düşünce güneşe aldandılar yine. Hiç şaşmıyor bu adet. Her yıl aynı hazin serüven. Evet, havaya da suya da toprağa da ateş düştü. Yenigün gelmek üzere. Gün döndü. Takvimler şaşmaz. Güneş takvimiyle yaşayan haberci ağaçlar önce tomurcuk açtı. Şimdi çiçeğe durdu. Olacakların farkında olmak, biraz tedirgin ediyor her yıl hayranlıkla izlesem de. Çünkü son fırtınalar geçmeden gelmez bahar. Aldanacak badem ağaçları bu yıl da. Haberci olmak da güzel dercesine hevesliler çiçek çiçek. Ama rüzgar yine deli esecek. Bütün yapraklar dökülecek, ayaklar altında ezilecek. Sessizce silinecekler yeryüzünden henüz bahar gelmeden. Evet bahar yaklaşıyor. Kulağa çalınan rüzgar fısıltılarından da anlıyor insan baharı, badem çiçeklerinden de, değişen kokulardan da. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan. Tabiat aynı döngüyü defalarca sahnelemede. Her seferinde henüz bahar gelmeden bahar şarkıları söyleyen ağaçları seviyorum ben. Kuğu fırtınasından ve kocakarı soğuklarından önce işaret fişeği gibi elinde bahar ülkesinin rengarenk bayrakları. “Bahar geliyor” cümlesi, bahar kadar güzel. Cümlenin sahibi de.

Ben baharın badem ağacının duası olduğuna inandım çocukluğumda. Her yıl aynı duayı edişindeki naifliğe hayran oldum. Baharı badem ağaçlarından sebep sevdim. Baharda cıvıl cıvıl dolaşmak değildi asıl mesele, dondurucu kış vaktinin ortasında güneşten sızdırıp çiçek sunabilmekti üşüyen ruhlara. Bahar gelmeden bütün çiçeklerini dökeceğini bildim de sevdim. Hayat dört mevsim olsaydı, kışın yaşamak isterdim. Bahara uzaklığı dert etmeden. Bir baharın varlığı ve yaklaşmakta olduğunu kulaklara fısıldayan bir ağaç  olmak isterdim. Gökyüzünde gözü kulağı. Güneşin bir dokunuşunu bahar şarkısı olarak bestelemek isterdim. Ağaç olmadım belki. Mevsimlerden bigane bir insan oldum. Dünya mevsimi kış sonrası, cemre vakitleriydi. Mest oldu ruhum. Bende, düşünce, cemre. Düşündüm. Cemre, aklıma düştü. Aynı şarkıyı söyledik, aynı melodiyle olmasa da. Oğlum kışın doğmuş bir badem ağacı, kızımın adı bahar. Biz erken gelmiş baharı göremeden gitmeye yazgılı badem çiçeklerini sevdik. Bir ağaçtan rüzgarla dökülen çiçeklerdik. Eşimiz, dostumuz pek azmış. Her geçen üstümüze basmış.  Değişmez bir hakikat var. Bütün çiçekler dökülmeden hiçbir ağaç meyveye durmazmış. Kuğu fırtınasına az kaldı. Gök yüzünün değişimi ilan edercesine yüksek sesle konuştuğu o sert rüzgarlar da esecek. Son kez üşüyecek insanoğlu iliklerine kadar. Tarih tekerrürden ibarettir. Tabiatın kanunu var. Kış da biter, bahar da, yaz da. Bence mesele her mevsim dimdik duran eğilmeyen bir ağaç olmakta. Badem ağaçları kadar olamasak da.

1 views

Bir yorum ekleyin