ES


Bir sabah rüzgarında saklı sözlerim. Ya da susuşum demeliyim. Kimse duymuyor çünkü sabah rüzgarını. Bad-ı saba. Haydi es. Griden sarıya dönerken vakit sessizlik de bütün susuşunu sese devrediyor. Bütün şehirler uyanıyor. Hareket. İşine, okuluna, evine, ayrılığa, uzağa, yakına. Hızla. Dur. Dur-maz, çarklar asırlardır böyle dönüyor. Caddeler kalabalıklaşıyor, parlak bahar günleri, kimse kimseyle konuşmuyor. Her yerde “es”. Peki nerde o eski zamanlardan kalan muhteşem ses. Yok. Dön-mez. Es deli rüzgar es.

Dışa bakan gözler ne çok. Evlerde televizyona bakıyoruz. Bilgisayarın ekranına. Cep telefonuna. Bakmaya ve görmeye dayalı bir çağın kör dilencileri gibi bakıyoruz ve akıyor görüntüler. Gördüğümüz ne kadar az. Fark edemediğimiz ne çok görüntü var. Çokça şiddet. Nefret söylemleri. Bölücü sloganlar. O kadar ki bir insanı öteki yapmak çok kolay. Ötekileştirdiğimiz her şeye gözlerimiz ve vicdanımız kapalı. Görmeden inanmıyoruz. Hatta görsek de inanmıyoruz artık. Artık insanlar daha az rüya görüyor veya hatırlamak imkansız rüyaların soluk silik resimlerini. Gördüğümüz her şeyin daha parlak daha canlı ve rengarenk olmasını istiyoruz. Mana mı. O da ne? Görünenin ardında başka manalar aramaya ne gerek var. Ne gördüysek o oluyor anlam. Hayal gücü zayıflıktan bitap düşmüş, cılız bir halde. Şiirler laf ebeliğinden başka bir şey değil. Şarkılar, klipleri sayesinde insana bir şey anlatabiliyor. Bamtelleri kalınlaşmış kımıldatamıyor hiçbir güç. En kötüsü yeni görüntüler eski görüntülerin üzerini çok kolay kapatıyor. Unutmak artık çok kolay. Zap yapar gibi hızlı unutuyoruz. Gazetelerin yarısı rengarenk resim. Koca harflerle yazılıyor köşe yazıları bile. Kolay görünmek üzerine kurulu hayat. Gör. Unut.
Görüntüler çağından geçen bir gölge gibi hissediyorum kendimi. Televizyondaki cızırtı gibi. Haberler mide bulandırıcı. Bir insanın ölümünü müzikle veriyorlar insanlara. Bütün haber editörlerinin yüzlerine tükürmek isteği duyuyorum bir yakınımın ölümünü böyle müzikle verdiklerini hayal ettikçe. “Nasıl göründüğü” her şeyin artık çok daha önemli. Keşke beni görmezden gelse bu çağ. Ben öyle sessiz sedasız yere bakarak, şerefimle geçmek istiyorum bu görüntüler çağından, kimseye görünmeden. Siz bana bakmayın. Mutlaka bir renkli ekran vardır yakınlarda bir yerde ona bakın. Unutmaya çalışın. Unutun.
Çocuklarımız televizyona bakıyor doğar doğmaz. Ya da televizyonlar bakıyor çocuklarımıza. Göbek bağları anneden koparıldıktan hemen sonra dijital dünyaya bağlanıyor çocuk. Bakıcısı televizyon. Ağlayınca emzik vermek yerine sevdiği bir kanal açılıyor. Sonra okul çağında bilgisayara bakıyor çocuk. Dersini okul değil bilgisayar veriyor. Aramayı “google” yapıyor. Araştırma hak getire. Kopyala yapıştır ile mezun oluyor. İlerleyen yıllarda cep telefonu ile yanında 24 saat ulaşabildiği sanal dünya, sanal arkadaşlar. Küsmek, listeden silmek ve engellemek anlamına geliyor. Dizleri kanamayan çocuklar büyüyor. Diziler, karartıyor kalpleri. Bakmaya ve gülmeye dayalı dizilerin yoz türkçe’sine emanet çocuklarımız. Vicdanlar gelişmiyor. Uzakta bir şehirde(ülkede) bir afet görüntüsüyle içi sızlarsa üç beş tuşa basıp gönderdiği mesajla yapması gerekeni yapmış olmanın rahatlığıyla dolaşıyor sanal aleminde. Elektrikler üç-beş saat kesilse, insanlar sinir krizleri geçirirler eminim. Telefonlarının şarjları bitse, internetleri kesilse, televizyon kanalları çekmese.
Sevgi sözcükleri bile dijitalize olmuş. Sevemediyse “elektrik alamadım”, anlaşamıyorsa “farklı frekanslardanız”
Görmeye dayalı bir dersin öğretmeni olarak çocukların bu kadar bindirilmiş görüntüyü yakalama tecrübeleri varken basit bir geometri sorusuna dakikalarca bakıp görmeleri gerekenleri göremeyişlerine üzülüyorum. Nasıl çözülür bilmem bu bilmece ama içimi dökmek istedim.
Bir sabah rüzgarında saklı sözlerim. Ya da susuşum demeliyim. Kimse duymuyor çünkü sabah rüzgarını. Bad-ı saba. Haydi es. Griden sarıya dönerken vakit sessizlik de bütün susuşunu sese devrediyor. Bütün şehirler uyanıyor. Hareket. İşine, okuluna, evine, ayrılığa, uzağa, yakına. Hızla. Dur. Dur-maz, çarklar asırlardır böyle dönüyor. Caddeler kalabalıklaşıyor, parlak bahar günleri, kimse kimseyle konuşmuyor. Her yerde “es”. Peki nerde o eski zamanlardan kalan muhteşem ses. Yok. Dön-mez. Es deli rüzgar es.

1 views

Bir yorum ekleyin