Eyvallah Makamı


 

 

eyvallah

Yol uzun. Nefes kısa. Heves yok. Ömür, durunu durağını senin seçemediğin muamma. Böyle olunca işte, cümle kurmaya mecali olmuyor kalemin. Ya dil? Susmayı meslek edinmiş. Tadı tuzu yok. Dünyaya gönlü yok. Bir nabız az atıyor. Kalp… Duruyor. Durduruyor öyle durup dururken dünya adamı. Eliyle yüzünü kavrıyor ve çeviriyor yüzüne. Gözlerinin içine bakıyor. Gözlerimin içine bak der gibi. İşte ben, böyle anlarda yüzümü yana çevirip, yere bakıyorum. Saatlerce, günlerce.

Bütün kelimelerin elinden alınması tek dileğin böyle zamanlarda. Bir çıkış yolu arıyor insan, susmaya. Susamıyor ya. Anahtar bir kelime olmalı diyor, kalbi köşeye sıkıştırınca.  Serzenişe de, siteme de, vedaya da, teşekküre de, kızgınlığa, öfkeye, neşeye, soruya, cevaba, merhabaya, kabullenişe, reddedişe… Kelimeleri yaratan ve seni, hepsini ve seni bir kelimede özetler mi ki? Kendini daraltıyorsun, bir kelimenin kanadına sığınmaya çalışıyorsun. Bir ucu dışarda kalıyor cisminin ya da ruhunun.  Taviz üstüne taviz. Buluş, uzun bir yolculuk. Yokluk, yorgunluğundan daha ağır bir yük.

Gece, neşene yetmiyor. Vedana çok yakışsa da. Renklere yöneliyorsun. Lacivert. Aynı sen. Ama konuşamıyor o da. Kimseye anlatamıyorsun. Yanına turuncu alıyorsun. Sayfalarca suskunluğun defterleri doluyor da hala gözlerine bakıyorlar. Kent, diyorsun. Kendinden geçiyorsun. Olmuyor. Bir kentin saat kulesinin dibinde, içinden şarkılar geçiyor. Dizlerini kırmışsın, başını gömmüşsün dizlerine.  Yüzün gözün yara bere. Ağlıyor musun? Evet. Kelimeler susmaya yetmiyor, dil’ini kesip atasın var. Gönül razı değil. Belki bir gün yetişemediğin birine arkasından “pardon bakar mısınız?” der diye, diline kıyamıyor gönlün.

İnsanların içinde, insanlardan bir insan olmaya çalışıyorsun. Azalan kelimelerinle. Yol ne kadar da uzun. Yorgunluk kesif. Omuzların eseften yerde.  Nefes almak nasıl da zor böyle demlerde. Kalabalık bir kentin çığı yıkılmışken üzerine. Kelimelerden geçen bir derviş gibi… Yarım bırakıyorsun her bir cümleni… Üç nokta makamı… İnsanlar nasıl isterlerse öyle anlıyorlar artık seni… Uzun süre idare ediyorsun… Onlara benzetince bir aynada kendini…Nefret…O nasıl bir susuşsa, Ashab-ı Kehf gibi derin bir uykuya dalıyor ruhun. Bedenin, dünya arzında endam ederken, ruhunu unutuyorsun bir mağarada. Ruhun “Mağara makamı”nda. Bedenin ayaklar altında…Üç noktaya nokta.

İç çekişlerin. Kaçış. İçin ne kadar derin. “of” makamı yok bu yolculukta. Orada kalakalırdın olsa.  “Ah” makamına yakalanıyorsun, bir mektupla, bir güvercinle, bir lacivert zarfla… Ah, aşkına da kafiye oluyor, kızgınlığına da. Neşene de, kaybedişe de. Vazgeçişe de, gidişe de. Geceye de hep “ah” . Ümide de ye’se de aynı kelime yetiyor ya, buldum sanıyorsun. Ah makamı ile geçiyorsun “evvelallah” makamına. Omuzların daha dik. Güçlüsün yeniden. Daha çok gülümsüyorsun ve çok konuşman gerekmiyor. Hareket halindesin sürekli. Bir ah’tan evvelallah’a geçişinde hazineler buluyorsun. Mağaradan medeniyete. Ve kente. Geri dönüş. Ağladığın saat kulesinin dibinde yeni ağlayışlar görüyorsun. Geçtiğin yolları henüz yürüyenler. O vakit fark ediveriyorsun her şeyi. Yolun sonuna kaç makam kaldığını. Bütün mektupları yaktığın gün, illa bir mektubun yakılamayacağını….Anlıyorsun ya. Geçip gidiyorsun kalabalığın ortasından gözlerine baka baka. Ne sorsalar cevabın var, ne söyleseler hazırsın. Neşenin altında hangi kelime var.

Kelimelerden geçişinden sonra mağaraya kapattığın ruhun çıkıyor mağarasından. Her şeye yetecek bir kelime mi arıyordun. Buldun mu şimdi?  Vaz mı geçtin? Gidiyor musun? Ne saklıyorsun? Saklanabiliyor musun? Hangi mübarek kelime seni böyle gizleyebiliyor? Mutlu musun? Dünya yansa umurunda olmaz mı? Herkesin acısını yüreğinde hissedebiliyor musun? Özlüyor musun? Bilmiyor musun?

Eyvallah makamındasın şimdi. Sana onu soruyorlar nasıl da dalmışsın. Cezbe halindesin diye mi. Sustuğun bütün kelimelerin asıllarını merak ediyorlar. Hangi eyvallah hangi manaya geliyor. Ya son makama insan nasıl geliyor. Ölünce mi?
Serzenişe de, siteme de, vedaya da, teşekküre de, kızgınlığa, öfkeye, neşeye, soruya, cevaba, merhabaya, kabullenişe, reddedişe… Ümide, korkuya, hayata ve ölüme… Ne dediğinin ne önemi var. Herkes nasılsa ihtiyaç duyduğu kadar anlar. Eyvallah. Eyvah makamına kadar.

 

1 views

Bir yorum ekleyin