içdökümü


 

kitap okuyan adam

Edebiyat olsun diye değil. İç dökümü sadece. Sussam olmadığından bazen. Sussam içimdeki yangında boğulacağımdan korkuyorum. Kalem ruhumu genişletiyor. Kalemin bütün duvarlarını yıkıyorum. Yıldızlı bir gökyüzünü izlerken bir yıldız kayıyor. İçimde bir sıcak nehir akıyor. Meylediyorum sonra yazıya. Bir yıldızın kayması  gönül kayması bende.  Gönlüm yazının topolojisine girince dünyaya dönebilmek için iyice dökmem gerekiyor içimi. Aynı dert benim gibi unutkan bir adamda sık sık tekerrür ettiğinden kaydediyorum. Kaybediyorum çünkü reçetesini felaha erince. Oysa köşebaşlarında bekliyor beni aynı sorular. İçimde kurulu kentin gökyüzünden yıldız yağmurları iniyor kente. Ve ben suskun kalamıyorum.

Adresini unuttuğum mektup arkadaşlarım var. Adresini hiç bilmemiş olduklarım da. Onlar duysun istiyorum. Kendisine yazıldığını bir cümleden anlasın. “Ah” desin, “bir zamanlar”ı ansın her dönüşünde. Ne desem kifayetsiz. Ama yine de yazmak benim terapim. Dünyaya karşı konsantrasyonu darmadağın bir adamın kendini toparlayışı. Edebiyat arayan okurlar için ne güzel bloglar var.  Bu sitede de çok güzel yazarlar var. Zeyneb var okudukça bana mektup yazıyor sandığım. Tuğba var. Buğra var. Berkan var. Onların yazdıklarında aradıklarını bulacaklardır. Başka birinin sadra şifa bir cümle bulma beklentisiyle göz gezdirmesi halinde bulacağı hiçbir şey yok yazdıklarımda.

Kalp kalbe karşıdır diyorlar. Ben kalbimle yazıyorum. Kalbi kalbime karşı olan beni zaten anlar. Konumum aşikar.  Anlaşılmamak için benzetmelerin, şahsi analojilerimin, muhataplarımla ortak analojilerimin, sembollerin, anahtar kelimelerin ardına saklanmaya çalışıyorum. Kimsenin kulağını tırmalamak istemem.  Anlamaya çalışmasanız benim için daha iyi olacaktır emin olun. Görünmeye çalışmak gibi bir derdim yok. Ama görmesi gereken gözlerden de uzak kalmak istemiyorum.

Dünya denilen misafirhanede kendime küçük bir ev-ren kurdum ben.  Yanımda sevdiklerim var.  Onların yıllar sonra da okumaları için bazen yanlarında olduğum halde buradan mektup yazmak da hoşuma gidiyor. Zaten sitemi “uzak geceye mektuplar”  başlığı altında toplamayı uygun görüşümün en büyük nedeni bu.  Bazen dönüp eski bir yazımı okuduğumda kime neden yazıldığını düşünekalıyorum saatler boyunca.  Siliyorum cevabı bulamayınca. Unutkansanız benim gibi sitemin başlığını “kuyuya atılan taşlar”  başlığında da okuyabilirsiniz.

Bazen içimin içinden çıkamıyorum. İçimi döküyorsam yazarak, okuyana yüklemek için değil. Ertelediğimden. Daha sonra daha farklı bir bakış açısıyla o an’a döndüğümde kolaylaştığı için her şey.  Umarım beni anlamıyorsunuzdur.

Söylediğim sözlerin her biri gizli bir şarkının devam eden sözleri. Eğer besteyi duymadıysanız, melodiyi bulamadıysanız, size bir mana ifade etmeyecektir. Yaşarken size   söylediğim şarkıların melodilerini kullanın okurken. Hangisinin size yazıldığını böylece anlayacaksınızdır.

On bir yaşımdan beri binlerce mektup yazdım. Binlerce bana yazılmış olanı okumuşluğum var.  Hiçbir şeyin koleksiyonculuğunu yapmıyorum.  Kalıcı değiller bunlar da. Ama yine de, bir okyanusun dibinde oluşan  kısa süre yükselip sonra patlayıveren baloncuklar gibi yazıyorum işte. “Yaşıyorum işte.”  demenin –erol şahin’ce- bir yolu da bu. Okyanusun dibinde bir hayat belirtisi. Bütün okuyuculardan özür diliyorum.

 

1 views

Bir yorum ekleyin