irrasyonel zamanlar


Derin bir nefesi ilk defa alır gibi, içime doluyor, damarlarımda dolaşıyor, derinleştikçe nefesi kesiyor özlemek. Gözlerimin önünü göremiyorum, bulaşıyor görüntülerin üstüne zihnimdeki grilik. Bugün, yaşanılmaz bir gerçeküstüne evriliyor. Dün, bütün renkleriyle bugünün üstüne devriliyor. Hani bir şarkıda , çok sevdiğin şairin şiirindeki gibi oluyorum:  “Öyle bir yerdeyim ki, ne karanlık, ne kurbağa”

Bu irrasyonel zamanda, gerçeklik hissini kaybetmiş bir adamın yaşamaya çabalaması hayatımın özeti. Ait olduğum bir yer yok. Sahip olduğum bir şey yok. Siliyorum, siliyorum bitmiyor zaman. Biliyorum bu hikayenin sonunu. Bu eğri büğrü çizginin bir tepesinden düşeceğim. Öyle bir yer de yok. Muallakta bir beden, çoktan uçup gitmiş bir ruh, duvarlara çarpa çarpa kederden gebermekte bir güvercin gibi acı ve karanlıklar içinde yaradılışının gayesini bulamayışın kutlu yalnızlığını derinlemesine hissediyorum. Yanımda kimseyi istemiyorum. Kimsenin yanına yakıştıramıyorum asilik müptelası ruhumu. Zihnim okyanus, ruhum bu adasız, karasız okyanusun ortasında uçmakta. Kendi deruni kalesinin duvarlarına çarpa çarpa yaralı. Kolu kanadı kırık. Zamana yenik. Belki bir yere konsa bekleyebilir sonunu. Böyle gökyüzüne mahkum, beklemek ruhu yoruyor. Ben, paramparça.

Derin bir nefes gibi içime dolduruyorum özlemi. Bir zamanlar mı, gelecekte bir zaman mı özlediğim. Kimseye diyemiyorum. Belki de her ikisi de. Belki ben de bilmiyorum. Fakat şimdiki gerçek dışı zamanı süren beden, bütün şaşkınlığıyla hala çabalamakta. Ümitli mi? Değil. Yenik mi? Hayır. Belki hepsi bu kadar, belki sonsuz daha var.

 

1 views

Bir yorum ekleyin