KAPI


Selma Saraç'a fotoğraf için teşekkür ederim

Kapı…İçi dıştan ayıran set. İç/dış. İçim dışım kapı. Kaçtım dışardan, kaba” galebe”lerden. Kendi mağlubiyetimi kendime koza yaptım. Hareketsiz. Az nefes. Kapıyı üstüme kapattım.  Çıt yok.

Yalnızlığın bir ritmi yoktu. Her şey aritmik. Bir aruz tutmuyordu hayat. Sendelemek, düşmek sıradan. Hiçbir ses uymuyor onun aksak melodisine. Sustum. Sustum. Sustum. Asi iç sesim şerh düştü “ahh” derin bir iç çekişle. Kentin kapılarını üstüme kapattım. “Seni dışarı, beni içeri hapsettim.”

Kapı: koza. Odamın duvarları kanatlarımı güçlendiriyor ben ona tosladıkça. İçim, sus. Dışım: ses. Bitmiyor sayılı nefes. Oda küçüldükçe kafamda  gürültü yankılanıyor ve kapı büyüyor. Azaldıkça gücüm, zorlaşıyor kalbin taşrasına bedeni kovmak.

Mağlup, mahcup ve meczup yasladım kulağı kirişe. Galiplerin şarkısını dinledim. Her şeyden habersiz, şen şakraktı. Sessizlik sonrası devrimdi, bu gürültü. Tebessüm ettim. İçim dışım gürültü. İçimin dışarıdan ne farkı var. Mağlubun içi gürültü, galibin dışı. (Her yer gürültü diyor içimden bir ses. Mağlup, dışardaki gürültüyü duymamak için içine dönmüş kendini yankılıyor. Galip, yakında bitiverecek diyen iç sesini duymamak için şen şakrak şarkılar söylüyor.)

O şen şakrak şarkıyı bir gün kendi dilimde duydum. Aynı alfabeyi kullanıyorsan diline sahip çıkman zor. Sayılı nefesi saymaya hevesi olmayan kozasında bir kelebeğin ettiğine bak. Sonsuzluğun şarkısını söylüyor. Yetinmemenin. Daha fazlasının. Tosladığım dört duvardan sonra kapı çarpıyor beni.

Fark ediyorum yanıldığımı.

Yenildiğimi.

Kaybettiğimi.

Yüzümde, gamze çukurunda şüphesi saklı bir tebessümle aynada kendimi gördüm.

Az sonra kendimi kapının önünde buldum.

Ellerim, kapının yakasına yapışmış.

Dışardan şarkının nağmeleri sızıyor.

Sarı yalnızlığım üzerime yakışmış.

Yenilgi tarihim dönüşümü yazıyor.

1 views

Bir yorum ekleyin