KIYAMET


Gitmenin zamanı hep. Erteliyorum. Bugün değil. Yarın değil. Çok sonraya. Giden gidiyor. Ardından bakıyoruz ve dönmüyor. Geçmiş günler yadımızda. Geçmiş, gitmiş, yalnızız, bir köşede. Kimse yok yanımızda. Birkaç eski gülüş düşünce aklımıza ağlayıveriyoruz. Durgun bir su gibi azalıyor sesimiz. Buharlaşıyor nefesimize sakladığımız fısıltılı kelimeler. Kıldan ince köprülerden geçip bugüne gelen güzel hatıralar bugünü güzelleştirmiyor. Fark ediş canı yakıyor. Evet bugün dünden kötü.  Evet yarın daha kötü olacak. Yaşanılacak fakat. Harabeye dönse de içim, bir bahçe yeter güzel bir hayat için. Böyle burada dimdik duracağım, zamanın kalemi geçsin eserek. Dağılsın saçlarımız. Üstümüz başımız perişan. Cismimiz bin parçaya bölünmüş. Böyle çok daha güzel. Diktiğimiz ruh heykelinin kılına zeval gelmeyecek. Belki daha da yükselecek o. Eyyy rüzgarı zamanın, eyy hasetinden kibirinden küfelik olan, ey kıskançlığı içini kemiren, eyyyy yumruklarını göğsüne vura vura bağıran… Bütün numaran bu mu?

Gitmenin zamanı hep. Ama ben gitmeyeceğim. Bu bahçede kalacağım. Harabeye dönmeye yüz tutmuş bu bahçe yıkılsın isterse üstüme. Ben zamanı anladım. Gözlerim bir an gözlerine değdi ve anlam aktı ruhuma. Biliyorum böyle olması gerekiyor. Kader adalet eder zira. Kul zulmeder. Bir said’den öğrenmiştim. Bir said’e öğretiyorum. Hiçbir kulla işim yok. Kendimle bile. Bu hikayenin orta yerinde durmalı adım. Biterken anlaşılır nasılsa. Rüzgarı dert etmiyorum. Bana biçilen rolü dert etmiyorum. Yarın yüzüme bakamayacak yüzsüzleri dert etmiyorum. Bütün bir insan cinsini tanıdım. Her biri bitmekte olan bir şeyin peşinde koşmaktan hoşlanan, hipnoz olmaya teşne canlılar. Tam bir konsantrasyonla koşuyor her biri kendi uçurumuna. Nerden mi biliyorum? Ben, çok önceden düşmüş olmanın konforuyla söylüyorum bunları. Her zaman daha şanslıydım. Ayakta duruyorum. Burada şehrin en görünür tepesinde dikilen bir münasebetsiz kule gibi. İçimden bir ses “kıyam et” diyor. Rüyalar kıyamet! Bulutlar toplanıyor. Yaklaşıyor kıyamet!

Gitmenin zamanı hep. Bir gün mutlaka ben de gideceğim. İçimdeki sesin dediği yöne. Ben bu şehre yağacağım. Yükselip yükselip bu şehrin bir bahçesine düşeceğim yeniden.  Alnından öpeceğim adımı bir cümlede geçiren rüzgara kapılmış tüm insanların. “kahpe rüzgar aklımızı savurdu” diyecekler. Yanlarında durmayacağım. Pencerelerinden bile bakmayacağım. Yağmur kimseyi ayırmaz. Ama herkese aynı yağmaz. Sözsüz anlatacağım. Anlamayacaklar.

Şimdi buradayım. Kıyamet burada kopacak. Kameramı gözlerine zum yaptım rüzgara kapılanların. Gitmenin zamanı değil. Sura üflenmeden, sıra sana da gelecek. Korkuyor musun? Korkma!

1 views

Bir yorum ekleyin