KONU/Ş.


er

Öyle kahırlı mısralar dizip, bir “kuytu çiçeği” deme kendine. Soluveren dokununca. Eski şarkılar, o aksak ritimler, serin ikindi vakitleri, hala hatırlıyorum. Şehrin adı meçhul. Sen, malihulya. Sermest, hüzünlü ve melankolik. Cümlelerin neden böyle “kırık” dökük. Durup durup yazdığından mı? Durakalıp yaşayamadığından mı? Duraklarda kimleri bekliyorsun? Bekleme. Durma, beklemek için bile.

Sen “eğil” dedin diye, eğilip önümden akan ırmağa baktım. “Ben” değil. Hangi rüzgar dağıttıysa saçlarımı, hangi perde indiyse gözlerime, kırılmış kolum kanadım. Bir zaman sokaklarının meczubu, adresini kaybetmiş “meçhul” olmuş kendine. Suya düşen suretini tanıyamıyor. Adımlarında şiirine aruz düşüren o aksak ritim kaybolmuş. Divane, bigane, biçare, mütereddit.

Sevildikçe güzelleşir, güzelleştikçe sevilirsin

Sen dokununca solan bir kuytu çiçeği değilsin

Kalbini diyorum, güneşe çıkar. Havalandır odalarını. Bir fincan acı kahveyi, iki kırık dökük cümleyi çok görme kimseye. Hazır ol. Çalabileyim kapını. Öyle kuytularda saklanma artık. Fikirlerinin tozunu al. Kendime gelmeye öyle muhtacım. Kapını çalmaya. Gerçek bir aynada görmeye bütün eksik yanlarımı. Uzaktan esip gürleme. Tozu dumana katma. Kahretme. Sen konuş, ben hayatın ritmini yakalayacağım. Susunca şarkıyı unutuyorum, susma. Şarkılarını sözlerinden arındırır gibi, konuş, konuş, konuş. Ben dinlemesem de. Dalıp gitsem de bir gailesine dünyanın. Sesin yetiyor. Yankısı sürsün istiyorum, sen konuş. Sözlerden arınıyor şarkılar. Ritmi kalıyor hayatın. Daha hızlı büyüyor çiçekler. İçimde dünyanın bütün çocuklarının başını okşama isteği. Herkesi, her şeyi affediyorum. Sen konuş. Öyle kahırlı mısralar dizip bir “kaldırım çiçeği” deme kendine.

1 views

Bir yorum ekleyin