mektup


 

“…kalbinin ritmi bir mektupla nasıl da değişiveriyor. Heyecanın zirve yapıyor bir zarf tutuşturuluverince eline. Sen mektuba âşıksın.”

 

Bütün mektuplarını yaktın sanıyorsun. Eskiden okuduğun ve nasıl olduysa hala kitaplığında kalmış, birilerine veril[e]memiş bir kitap geçiyor eline. Kitaplığın kıyıda köşede bir arka sırasından. Solgun sararmış sayfaların üstünde yazılar. Yazın değil.

İçinde sıcak nehirler. Ellerin titriyor. Uzunca bir vakit, ne zaman yazılmış olabileceğini tahmin etmeye çalışıyorsun. Unuttuğunu sandığın onlarca hatıra canlanıyor gözünde. Şaşırıyorsun. “Sen miydin bir yerlerde unutma dersleri veren. Sahtekâr. Unutmanı gözden geçir” diyor içinden bir ses.

“Bu kitabı nereden almıştın?” hatırlamıyor musun? Neden hala bu raflarda diğerleri gibi saçılmamış, kaybedilmemiş. Bak bunları ne de güzel unutmuşsun.

Seni sevenlerin ilk sıfatları “mektup” olmalı. Çünkü kalbinin ritmi bir mektupla nasıl da değişiveriyor. Heyecanın zirve yapıyor bir zarf tutuşturuluverince eline. Sen mektuba âşıksın.Sevdiklerin, en yakınındakiler birer mektuplar. Her nefesleri yeni birer cümle senin için.

Hayır, hayır çok sevmiyorsun.  Neden bütün mektupların yakılmış, mektubu öyle çok seviyorsun madem?. Seni anlayamıyorum. “Zaman üstü mektuplar, kendini sürekli yenileyen mektuplar istiyorum” diyorsun. “Eski defterler, eskiyenler bana göre değil.” Kızıveriyorum böyle çokbilmişliğine. Sanki her şey üzerine günlerce düşünmüşsün de bulduğun –ama benim bulamadığım- en doğruyu yapıyormuşsun havasındasın.

Eski defterler konusunda belki de haklısın. İşte dakikalardır sabit kitaplığın önünde kalakaldın. Bir kitap üzerine yazılmış, neye, kime, ne zaman yazıldığı meçhul bir not yüzünden. Minik bir sürpriz. Yıllar önce göresin ve gülümseyesin diye kitabın bir sayfasına ince bir kalemle yazılmış.

Sürprizleri sevmiyorsun. Kalbinin kontrolünün dışında ritmini değiştirmesi seni tedirgin ediyor. Ellerine hâkim olamıyorsun. Saçma cümlelerin bini bir para. Şaşakalıyorsun. Belki de şaşakalamıyorsun. Yapman gereken bir şeyler oluyor. Oynaman gereken sürprize yakalanmış insan rolleri. Yapamıyorsun.

İşte dakikalardır bakıyorum sana. Elindeki kitabın aynı sayfasına eğilmiş, sanki çok ağır bir taş kütlesini düşmesin diye tutar gibisin. Kıpırdasan düşecek. Hareket yok.

Geçmiş zamanın hoş hatıralarına çatık kaşla bakmana ne demeli. Özlemin efkâr hali. Düştüğün derin fikir kuyusuna seslensem kulağını tırmalayacağım, dikkatini dağıtacağım kızacaksın belki. Kendini iki ayrı zamana bölmek bütün enerjini alıyor. Rengini solduruyor. Geçen, akıp gitmiş hatıralara dönmeyişinin sebebi aşikar. Gereksiz film araları gibi bazı hatıralar. Seni atalete sevk ediyor. Bugününü yavaşlatıyor. Bazıları da alıp geri vermiyor böyle. Işınlanıveriyorsun bilmediğim zamanlara. Böyle etkilenişini fark ettiğimde geçmiş güzel günlerinin ardından kendimi yetersiz hissediyorum. Misafir olduğu oyundan rol çalmış biri gibiyim. Daha fazla replik, rol, konuşma, alkış, ilgi…

Keşke sana yazılmış bir mektup da ben olsam. Sürekli kendini yenileyen, değiştiren, geliştiren, eskimeyen… Açılmamış bir zarfın heyecanı ellerinde. “Kalbimin ritmini tutuyorum ellerimde” desen. Zarfı açsan. Beni defalarca okusan. Hep daha fazlasını anlasan. Anlamasan ya da sadece sevsen, gülümsesen. Yeniden okumak istesen her seferinde. Sen beni okudukça ben seni daha fazla anlasam.

1 views

Bir yorum ekleyin