O/da


“24.10.1994 şehre yağmur kılığında yağan ne?”
15.3.2011 21:44

Buz gibi bir oda. Dağınık, nemli, yalnızlık kokan. Apartmanın dışından bakan birine asla içinde bunca dağınıklık barındırabileceğini hissettirmeyecek bir düzenli görüntüsü var halbuki.

Kitaplığın başı çektiği eşyasız bir oda. Kitaplar sanki odaya kafiye olmak için dağınık. Kimisi sırayı bozmaya bayılan yaramaz çocuklar gibi bir adım öne çıkmış. Bazı raflardaki kitaplar yan yana değil, üst üste duruyorlar.

Masa yine aynı ruh halini yansıtıyor. Dağınıklık. Hayır hayır, darmadağınıklığı. Kalemlik, masa lambası, mektup zarfları, yırtılmış kağıtlar. Makas, okunması yarım kalmış bir kitap, soğumuş bir fincan kahve. Kapının ardına asılmış kaban, ceket, yağmurluk.
Pencereyi kapatamayan perde. Isıtmak için değil de kalabalık olsun diye kurulmuş soba. İnsan sobaya bakınca bile soğuğu daha fazla duyumsuyor.

Günlerdir kendini odaya kapatan bir adam, o da oda kadar soğuk. Şimdi onu tasvir eden birinin varlığından habersiz neler düşünüyor kim bilir.

Sonbaharın böyle soğuk olduğu başka bir yıl hatırlamıyordu. Günlüğünü ve kurşun kalemini aldı, dağınık masaya yerleşip günlüğüne sadece “24.10.1994 şehre yağmur kılığında yağan ne?” yazdı. Masanın ayak ucundaki kağıtlara bakılırsa yırtılmış mektupları tasvir etmem gerekecek. Günlüğü masaya bıraktı. Bıraktığı köşede yırtılmamış bir mektup zarfı duruyordu. Zarfı aldı, yırtacakmış gibi sert bir hareketle almıştı ve ben de bunu anlatacağımı sanarak hazır bir vaziyette klavyemdeki y-ı-r-t harflerinin birbiriyle yakınlığından sebep gülümsemiştim. Bir mektubun yırtılışını yazmak böyle kolay olmamalı diye düşününce adamın mektubu cebine koyuşunu gördüm. Belki e-r-t-e lemişti yırtışı, klavyemde ertelemek yırtılmaktan daha kolay yazılıyor. Yırtılışı erteleyişi belki de benim irademden kaynaklanıyor. Belki ertelememişti mektubu yazdığı kişiye gerçek sahibine verecekti. Gözlerinde verilmemesi gereken sırrını ağzından kaçırmış bir çocuğun tereddüdü vardı. Tereddüt bir anda zindana mahkum olmuş gibi susuverdi içinde. Perdeyi sıyırıp dışarı baktı, yağmur daha hızlı  yağmaya başlamıştı. Bir aydır çıkmıyordu, şimdi akşamın kol gezdiği yağmurlu şehre. Özlemişti. Atkısını aradı, kabanını giydi. Beyazı griye yaklaşmış odayı yalnızlık üstü bir yapayalnızlıkla bırakıp şehrin yağmurlu sokaklarına çıkacaktı. Belki de mektubun sahibine çıkıyordu yolun sonu.

1 views

Bir yorum ekleyin