ondokuz sekiz yedi yedi…


 

Hayatım film şeridi gibi geçmiyor gözlerimin önünden. Her şeyi hepsini unutmuşum. Yaş otuz beş olmuş, otuz beş hatıra kaydetmemiş hafızam. Neden… Ömür dediğin bende unutuş. Önce bela’yı, sonra La’yı…Ama arayış illa da illa’yı.

Yine de ‘erolşahin’ diye bir adam geziniyor yanımda. Bana kalsa henüz adam edemediğim, edemeyeceğim. Ona baktığımda neler yaşamış olabileceğini hisseder gibi oluyorum. Bir hayat uyduruyorum hık demiş onun ruhundan çıkmış. Bir hayat uyduruyorum, aslı astarı yok. Unutmuşum dedim ya. Hatıra anlatıyorsam bu masal tadında dinlenebilir ancak. Geçmiş zaman, -mişlerle anlatılan, mışıl mışıl bir masal.

Doğumlar görmüş, hayatı değiştiren, ölümler görmüş. Her şeyin bir ve aynı şey olduğunu anlamış. Doğumun ölüm, ölümün doğum. Ve her rengin gölgede aynı olduğunu. Şaşırmamış.

Bir Ramazan günü, Cuma iftarında selam vermiş dünyaya. Gelişini çok beğenmiş. Eminmiş gidişini de çok beğeneceğine. Mutlu yaşayakalmış. Geliş gidişe kafiye.

Uzun yollar yürümüş, dar sokaklarda kaybolmuş. Bir şehre yukardan bakmış. Yedi yeşil gemide maziyi yakmış. Kentinde kendini unutmuş…Bulmuş demeliyim, diyemiyorum.

Otogar peronlarının soğukluğunda elinde bavul. Giden de olmuş gelen de. Bir şehri terk etme yeteneğinden mahrum olduğunu yine orda anlamış. Kaçtım sandığı kente, tövbeyi bin defa bozar gibi, yüzü kızarmadan yeniden girmeyi bilmiş.

Aynı otogardan en sevdiğini uğurlamış. El sallayamamış, biraz yer sallanmış, biraz gök alçalmış, kendine evrenin merkezinden baktığında dünyada sadece kendisi kaldığını sanmış. Şaşırmamış. Hayatı boyunca bir daha o günkü kadar yalnız hiç kalmamış.

Kendi ayakları üzerinde durmuş, uzun anlaşılmaz cümleler kurmuş, hep aynı sahile vurmuş, yürüyüşü: tedirgin, sarhoş, duruşu: aranan suçlu…gülüşü:sahte…ağlayışı: gizli. Kızması: aşikar. Sevinci: uydurukmuş. Bazen deli dolu, bazen başına buyrukmuş.

Ondokuz sekiz yedi yedi..(19.8.77) Hayat doğduğunda geri sayım olduğunu çağrıştırmış olmalı. Yediden sonrasına yetişmiş. Belki de sadece yediye takılıp kalmış.

Adındaki emir kipi dua yerine ‘tanrım beni yavaşlat’ ana fikirli bir duayı çok sevmiş. Aksinin biriymiş. Aynadaki aksini eskitmiş zaman. Ruhunun aksi bulanık. Etrafı kalabalık. Bir balkon, tabut gibi, yalnızlıkmış ömrünün yıl dönümünde. Oturmuş kendine bir mektup daha yazmış.

On bir yaşından beri mektup yazmış. Çoğu ken[d]ine. Yirmi yılın ödülü lacivert bir mektup almış. Kentinin bir harabesine bırakılmış. Orada öyle kalakalmış.

Bir varmış diyorlar bir yokmuş. Gökten yedi kelime düşmüş. Biri turuncu, biri lacivert, mektup, kent, İstanbul.. ikisini unutmuş.

1 views

Bir yorum ekleyin