ötesini söylemeyeceğim


sezai karakoç

Kulağımda sesler yankılanıyor. Altı oğlunu yuttuğunuz Bir babanın yedinci oğluyum ben/Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden. Doğu’nun yedinci oğlu. Hayatımıza şerh düşerdi, titretirdi. Ürperirdi kalp. Âşık olurdu. Nefret ederdi, kızardı. En güzel türküleri dinlerdik onun kelimelerinden. Kalbinin ritmi bizimki gibi değildi. Hayatın melodisi onun ürkek adımlarında gizliydi. Dirilişini okur ruhumuzun heykelini cilalardık. Hüseyin ağabey vardı. Balıkesirli… Elinden “mona rosa” eksik olmadı. Yağmurlardan sonra büyürmüş başak derdi, meyveler sabırla olgunlaşırmış, bir gün  gözlerimin ta  içine bak derdi. Anlamazdık. Bilmezdik ki eksik söylerdi. Biz henüz o çağlarda değildik. Ama evleri balkonsuz yapacak mimarlar yetişiyordu evlerimizde. Şiir seven matematikçiler, Şahdamar’ı ezbere bilen doktorlar. Sezai Karakoç alnımızdan öpüyordu bizim. Hissediyorduk. Peşimizden geliyordu, bizi takip ediyor ve yanlış yaptırmıyordu. Ayaklarımız yanlış yola saparsa, Ali’yi hatırlatıyordu. Ali olmak hayaliydi onun gibi her çocuğun.

On yedi yaşında ben de mona rosa’yı ezberledim. Sevdiğime: “Sen bana yeni yılsın her dakika Her dakika bir yaşıma daha giriyorum.” Demeyi ondan öğrendim. Gamzelerini devşirirken O’nun, yanımda hep Sezai Karakoç vardı. Utana sıkıla, kızara bozara gözlerimi kısarak, yazdığım her mektuba bir şiirini eklerdim.

Kızmanın asaletli halini öğrenirdik. Haksızlığa dimdik durmayı,  hayatın şiirini.

O zamanlar heyecanlı, fevri, çıtkırıldım, daha adamdık. Yanımızda şirinin nefesi vardı belki de ondan. Gökyüzünde uçurtmalarımız vardı. Sonra…

Ötesini söylemeyeceğim…

Allah uzun ömürler versin, Sezai Karakoç. Biz seni anlayamadık. Seni anlayanlar da gelecektir bir dirilişle.Şimdilik belki de dediğin gibi:  Yoktur, gölgesi Türkiye’de…

1 views

Bir yorum ekleyin