babam


 

 -Babam Halil Şahin’e

 

Hastane koğuşlarının ağır limon-tütün kolonyası, amonyak karışımı kokusu… Sararmış beyaz renkler. Babamı düşündüğümde son günlerde bu kokuyu duyuyorum. Kendini dışarı atma fikri damarlarımda dolaşıyor. Geniş bir bahçede gökyüzüne bakmalıyım. Geniş olmasa da olur, bir bahçe. Bahçe olmasa da pencereden de olsa belki, gökyüzü. Evet, babam ve kaçış ve gökyüzü.

Çıktığım hastane avlusunda bir acil servis önü bekleyişi tedirginliği ile karşılaşıyorum. Kokudan beter. Boğuyor. Canı gidiverecekmiş gibi duran hayatlar. Yorgun bakışlar. Sigara dumanı. Fısıltılı konuşmalar. Neredeyse hiç gülümseme yok, her şeyden habersiz çiçek toplayan minik kız çocukları olmasa…

Refakatçi…

Son günlerde adımın önünde anılan sıfat. Yakışmıyor, yalan duruyor üzerimde. Pot yapıyor babama refakatim. Zira ben, babamın hayat hikâyesinde iyi bir refakatçi olamadım. Keşke olabilseydim. Onu limon kolonyasıyla dolu ekşi odada bırakıp çıktığım avluda böyle düşünüyorum. Yaptığı her şeyi taklit edebilsem adam gibi adam olabileceğim bir babam oldu benim. Kopyala yapıştır yapsam karakterini kendime, iyi bir adam olabilirdim. Onun varlığı, çalışkanlığı, yardımseverliği, doğruluğu, zorda kalanın hep yanında oluşu, bildiğini ifade tarzındaki naiflik, eleştirisinin beyefendiliği… Ben onun varlığını çarçur eden bir varis oldum. İyi, dosdoğru, çalışkan ve yardımsever bir adamın oğlu olmakla yetindim. Şimdi o günlerdir hiç kımıldamadan tavanı seyrettiği hastane odasında belki bunları hiç aklına getirmemiştir. Yanında oluşumla mutludur ama ben hep aykırı ve aylak adamdım onun yanında. Gökyüzünün bulduğum bir tenha bahçesinde böyle görüyorum kendimi.

Hayırsız…

Böyle dosdoğru bir karakter mirasının hoyrat ve savurgan varisi. Elime yüzüme bulaşmış bir hayatın bir türlü çıkamadığım uzun sokağında. Acil servis önü tedirginliğiyle, duman altı, çarçur olmuş bir ömür.

Sonra…

Oğlumu düşündüm, Muhammed Said. Dedesine “geçmiş olsun dedeciğim” derken kırılan kolu, bacağı için mi söyletiyordu bu sözü söyleten, kırılan hayaller için mi bulamadım. Değil mi ki her oğul bir hayal kenttir baba için. Her sokağını kendi inşa etmek ister. Kaç sokağımda babama verdim o yetkiyi ben, harap bir şehir değil miyim? Oğlumun gözlerinde bir cevap aradım ama yüzünü çoktan başka bir yüze çevirmişti bile.

1 views

Bir yorum ekleyin