TİN


raindrops___they_fall_down_by_curtixs

Tin: sert redif. Acıtır.

Tin: biteyazış. Bitemeyiş.

Tin yankı.  İsimler. İsimler.

Tin: kulakta çınlayışı bütün boş heveslerin.

Bir cennet ağacının dünyadaki numunesi.

Tin: dinlenmeye bir düşüş. Yere ulaşmadan havada asılı kalış.

Bir varmış, bir yokmuş. Haşa, bir varmış, başka yokmuş. Bir yerde bir söz vermişim. Sonra unutmuşum. Bir ağacın meyvesi bizi dünyaya düşürmüş. Ben başka bir ağacın meyvesinin tekrar geri döndürebileceğine vehmetmişim. Tamamen bilinçaltı. Ağaçtan dünyaya düşmeyi de dünyadaki düşten uyanmayı da beceremedim. Arafta kaldım biraz. Biraz daha bu tarafta.

Dünya ağacının meyvesi çok tatlı. İnsan yemese bile toplamaya başladığında aldanıyor. Dalıyor. Ben de daldım. Tin bir dünya ağacı, dalına güven olmaz. Daldın heves etTİN. Bir yankının adını çağırdığını bilmiyorsan da dünya sessiz bir yere dönüverecek. Kader ve kaza. Bir yangının adını çağırdığını bilmiyorsan da gözünü kulağını kapa. Çığlıklar. Alevler ..Dumanlar.. Kırmızı. Kırmızı.. Kırmızı…

Şiddetin şeddesi dal’da. Dünyaya şehvetle dalma. Uçlardan meyve alma. Sonra daldan da olma. İnsan böyle olumsuz emir kipli nasihatleri hep kulak ardı ediyor. Kendine ediyor. Ey insan kendine zulmetTİN. Bu yüzden kaybetTİN.

Bir nefes gölgelendin diye ağacı da bahçeyi de kendinin vehmetTİN. Bir nefeslik saltanat bu dünya. Nasıl sahiplendin. HükmetTİN sandın. Hani nerde kudreTİN. Uzanamadığın dallar var. Meyveleri daha tatlı. Ey heves, “körleşmiş” kulağıma fısıldayıp durma hala.

Düşmeden aşağı in. Dünya dalı kırılgan. Darı dünya bu kadar. Yüzde doksanı rüya. Yüzde onu dalgınlık. Dalma. Uyan. Var mı duyan. Yok.

-malı –malı kelimeler. Duymalı mı duymamalı mı? Duymuyorum. Uyuyor muyum?

Dalıyor muyum?

DALDIM.

Biraz daha dalayım. Sonuncuyu alayım. Derken. ÇATIRTI.

Eyvah sen ne etTİN.

Beyaz bir körlük. Sanki daha yoğun siliyor beyaz her şeyi. Gözlerin acıyor parlaklıktan. En kötüsü gözler alışmıyor da. Beyaz. Beyaz. Beyaz.  İsimlere sarılıyorum ve azalmıyor yerle aramdaki mesafe. Bildiğim en güzel isimlere. Az önce bindiğim dalı kırdım. Sessizce süzüldüm sonra.  Tarafım belli. Değiştirebilirdim. Bir isim elimden tuttu. Yanında kaldım. “Araf” diyorlar bazen. Hayır, burası bizim taraf. Dünya hala. İsimlere tutun. Gidiyorlar yoksa. Hikayenin başında insana isimler verilmişti ya, sonunda da alınıyor, bende öyle oldu.  Yavaş yavaş eksiliyor isimler. Belki ben koleksiyon yapmadım. O dala çıktığımda anlamıştım bunu. Unutuyorsun, siliyorsun, üstünü karalıyorsun, yırtıp atıyorsun, duyuyor yazmıyorsun. Daha uç dallara giderken azalıyor isimler. Hepsi ağır geliyordu. Taşımaz, tin dalı taşımaz. İn. İnmeyince uca doğru giderken en ağırlıklarından kurtuluyor insanın bilinçaltı. Teenni, tedbir, temkin…ya o isimleri de sil, ya da aşağı in. Ha. Mim. Nun.  Ve. Ra.

Bundan sonrası hakkında hiç konuşmak istemiyorum ey kâri. Konuşursam yalan say. Beden birden aşağı iner. Ruh gelene kadar kıpırtısız bekler. Sanıyorum.

Az önce ağır diye attığım bütün isimler yerde beni bekliyordu. Şeddesi dal’da saklı bir şiddetle kafatasıma fiziksel olarak geri koymaya çalışmış olmalıyım yerdeki kelimeleri. Bazı uzun cümleleri. Anlaşılmamış ezberleri.  Sanıyorum. Emin değilim. Hatırladığım şeyler var. Gitmenin zamanı olmadığının farkında olduğumu. Hani bir vakitler henüz gelmeden gitmenin şarkısına başlayan adamın, nasıl bu kadar emin bilmiyorum ama giderken kalmanın şarkısını söylediğini.. İsimleri tekrarladığımı.  “ve hüvel aliyyül aziym” ile bitip “allahü la ilahe illa hüvel hayyyul kayyum” ile başlayan döngü. Kaç asır, kaç mikro saniye anlayamıyorum. Kafatasımda onlarca kırık, beynini ağzından kusmakta olan bir adam asılı kalmış Dante’nin “Cehennem”indeki bir tasvirdeki gibi. Ayaklarım yukarda  başım yerde. Dünya cehenneminde. Tin: dinlenmeye bir düşüş. Yere ulaşmadan havada asılı kalış. Ağustosun on biri ikibinonaltı.

 

-duayı duyduğum yoğun bakım gecelerine

 

“…gaiplerden bir ses geldi bu adam gezdirsin boşluğu ense kökünde ve uçtu tepemden birden bire dam gök devrildi künde üstüne künde/../ ateşten zehrini tattım bu okun bir anda kül etti can elmasımı sanki burnum değdi burnuna “yok”un kustum öz ağzımdan kafatasımı/…/ niçin küçülüyor eşya uzakta gözsüz görüyorum rüyada nasıl zamanın raksı ne bir yuvarlakta sonum varmış onu öğrensem asıl/../ ne yalanda var ne hakikatta gözümü yumdukça gördüğüm nakış boşuna gezmişim yok tabiatta içimdeki  kadar iniş ve çıkış.” NFK (Çile şiirinden-)

 

[olaydan önce, olay sonrasında ve hala benim için dua eden herkesi çok seviyorum, sizin de beni çok sevdiğinizi biliyorum. üzdüğüm insanlardan çok özür diliyorum]

1 views

Bir yorum ekleyin