yordun


Geldin, yaşadığım çağdan geçtin. Ben seni yüzün yerde hatırlıyorum. İçimde bir kentin yağmurunda şemsiyesiz. Islanıyordun. Uslanmıyordun. Yağmur yağıyordu. Şemsiyen yoktu.

Yağmur yağıyordu. Sen geliyordun. Şemsiyeni unutmuşsun. Sırılsıklam. Üşüyordun. Biliyordum böyle olacağını. Isıtamayacağını, birkaç beden büyük gelen kıyafetlerin. Mırıldanıyordun. Şarkı mıydı söylediğin, tekerleme mi, dua mı anlamıyordum. Yağmur hızlanıyordu. Biz hızlanıyorduk, rüzgar iki adımda bir geri atıyordu bizi. Duruyorduk. Başımızı kaldıramıyorduk. Rüzgarın kucağına bırakıyorduk bazen kendimizi. Biliyorduk. Bitmeyecek bir yoldu. Ya da biz bitiyorduk. Heves bitiyordu, nefes azdı. Oysa her şey sürüp gidiyordu. Hayat devam ediyordu. Anlamıyordum. Nasıl fark etmiyordun.
Durmadı yağmurlardan sonra da geçti zaman. Devrildi devran. Senin hiç şemsiyen olmadığını öğrendim. Ruhunun heykelinin beden beden küçüldüğünü. Üzerine hep bir beden büyük geldiğini bir yolculuğunda öğrendim. Elbisen. Gücüme gitti. Üşümüyordun. Üzülüyordun.
Yağmur yağıyordu. Gidiyordun. Sırılsıklam. Anlayamadım. Şarkını. Duanı. Sesin hangi rüzgarla uçuştu bilmem. Kırılgan, üzgün, en çok da yorgun. Savruluyordun.
Geldin, yaşadığım çağdan geçtin. Ben seni yüzün yerde hatırlıyorum. İçimde bir kentin yağmurunda şemsiyesiz. Islanıyordun. Uslanmıyordun. Yağmur yağıyordu. Şemsiyen yoktu.

1 views

Bir yorum ekleyin